|
Aslında herşey ilk olarak beynimizde başladı ve engellenemez bir şeydi bu... Hangi şarkıyı dinlesek kulaklarımızda farklı tınlıyordu. Dolmuşta, restorantta, kafede, evde, nerede olursak olalım; dinlediğimiz parçaları bir de vokal topluluğuna söyletiyorduk içimizden. Ben ilk defa Gökçer'in gözlerinde; kafasının içinde birşeyler tınladığını gördüm. O zamanlar Marmara Üniversitesi Müzik Eğitimi Bölümü'ne yeni girmiştim. Opera Gençlik Korosu'nda söylüyorduk ikimiz de... Gökçer'le bazen koroyla birlikte söylemeyip 100 kişilik topluluğun tam ortasında o muhteşem 4 sesin oluşturduğu atmosferden etkilenip ''vay be!'' dediğimizi hatırlıyorum.
Tolga ile üniversitenin koridorlarında hep birilerinin söylediği şarkılara, parçada olmayan ama kafamızın içinde duyduğumuz partileri ekleyip söylerken, korno gibi tınladığımızı farkettik. İşte bu yüzden yıllar sonra tereddüt etmeden ilk aradığım kişi kendisidir. Tolga da bana ''evet, bunu yapsak yapsak ilk biz yaparız'' demişti.
Tolga'ya "bize bir bas lazım" dediğim zaman ''sana bas değil bas partisini bile bir alt oktavdan seslendirebilen kontrbass teklif ediyorum'' dedi. Kerem'le tanışana kadar espri yaptığını zannediyordum; tanıştıktan sonra ''bu kadar olmaz yahu'' demek zorunda kaldım. Ama aslolarak beni lk defa, sesinden bir Klasik Türk Müziği Eseri dinlediğim zaman etkilemiştir kendisi. Bir de bu musıkişinas arkadaşım çok iyi Roland E 86 model org ritimleri taklidi yapar...
İyi de, iki bariton bir bas ne söyler bu adamlar? Başından beri düşündüğümüz ama çalışır mı çalışmaz mı, vakti var mıdır (bir yandan sahne bir yandan endüstriyel tasarımcılık) diye kararsız kaldığımız Gökçer vardı. ''Benim diyen sopranolara taş çıkartır, ayrıca beste desen var, düzenleme desen o da var'' dedim Tolga ve Kerem’e. En sonunda gitmeye karar verdik ona. Programının olduğu bir bahar akşamı ziyaret ettik kendisini ve bitirdik işi, artık Gökçer de bizimle idi.
Fakat o hayal ettiğimiz parçaları dört sese yazmak ne zormuş be kardeşim. Onu oraya bunu şuraya derken perişan olduk valla. Derken aklımıza bir tip geliverdi. Ne zaman uzun bir ses duysa “ürolay ürolay” diye ağzıyla bağlama taklidi yapan o müthiş adam: ''Aaa... Atakan ya, tabi yaa, ne yapıyo acaba?'' dedik aynı anda; ohoo!!! Adam almış başını gitmiş o konser senin bu konser benim (ciddi gitar çalar kendisi) tutabilene aşk olsun. Arkadaşlar ''bizim Atakan mı, çok severim ben o adamı'.' deyince de ekip tamam oldu.
Guruba ne zorla giren oldu, ne de giren kişi için "acaba?" diye düşünüldü; kendiliğinden oldu işte. Kafamızın içindeymiş herşey şimdi dudaklarımızdan dökülüyor sizler için.
Ha! Bide Tolganın kafasının içinde birşey daha varmış o da zamanla ortaya çıktı. Gitti geldi "Vokaliz" dedi, ''yapma Allahaşkına'' dedik ama ne mümkün. Vokalemun dedik, tınlarız dedik dinletemedik. Ama şimdi düşünüyorum da, gayet yakışıklı bir isim olmuş... hem VOKALİZ ismi de zorla girmedi lugatımıza, bir baktık herkes kabullenmiş Vokaliz aşağı Vokaliz yukarı, olmuş bu iş; isim babasına teşekkürler...
2003'te başlayan, ama temelleri çok daha eskilere dayanan hikayemiz bu kadarcık şimdilik. Ama hedefimiz büyük, yolumuz uzun ve gücümüz var.
Bu hedeflerimizi gerçekleştirirken sizleri daima seyirci olarak karşımızda ve seven olarak yanımızda, yaptıklarımızı izleyip, coşkumuzu paylaşırken görmek istiyoruz.
Cengiz ÜNAL
|